2.3.10

selam
resmen üşendiğimden yazmadım sittin senedir.
hatta öyle bi hale dönüştü ki sayfa da geri geri gitti her seferinde

mesela doğum günüm bile geçti, onun hakkında bile bişey yazmamışım.
ve şuan koşullarım çok feci.

çok feci derken,
üzerimde sanırım yıkandıktan sonra filenin içinde bi süre kaldığı için deli berbat kokan bi t-shirt var.
neden bugün bunu giydim bilmiyorum.
aslında biliyorum başka bişey giyecektim ama,
giydiğim kotla beni tek göbekli göstermeyen şey buydu bu sabah,
ve benim giyinmek için sadece 5 dakikam kalmıştı.
kokusunu yola farkettim,
ve montumu çıkarmaya tenezzül etmedim.

şimdi diceksin o zaman ne farketti yani,
şişman gösteren bişey de giyebilirmişsin.
haklısın ganga der geçerim.
salaklığımı ben de derste farkettim zaten.

şimdi olanları biraz özet geçeyim.
doğum günüm klasik bir sıkıntıyla geçti.
halbuki ben çok çok farklı hayal etmiştim yani
artık bu planlarımı 30'uma saklıyorum.
sonra bu aralar inanılmaz,
ama gerçekten çıldırmış gibi bişeyler yiyorum
yani benim hayatımda hiç daha önce bu kadar iştahım olmamıştı
bazen inanamıyorum kendime
bu gidişe bir dur

izmir belediyesi'ne çok kızgınım iki gündür
ÖĞRENCİ KARTIM TAM basıp duruyo
madem tam basıcaktım niye aldım yani bunu
resmen memleket meselesi haline getirdim ama son paramı vermiştim ben o kartla bi buçuk hafta gidicektim rahat rahat
şimdi öyle mi?
nah öyle.

haftaya babamlar buraya geliyolar,
böyle onlarla iki gün geçirip sonra ortadan kaybolmalarına bayılıyorum.

sonra bu ay içinde istanbul'a gidicem ki şuan için beni en heycanlandıran kısım bu, bu aralar.

insanların gün geçtikçe bu kadar garipleşmesine hayretler içinde kalıyorum
sonra diyorum biz mi çok normal büyüdük
yoksa "yeni nesil" mi böyle.
ki düşün ben 90'lıyım,
92'liler dediğim belli bir kısıma şuan inanamaz haldeyim.
hele ki gerisini düşünemiyorum.
2 sene bu kadar yıkıcı olmamalı.

başkaa başkaa
ne var valla aklıma gelmiyo şuan
ama erasmus'a başvurmamak
bu haftasonu için gidip izin yazmak
ve pazar günü kızlarla içip pazartesi ta novel'a kadar uyumak planlarım arasında.

ha bir de lomoları artık bastırmalıyım bir ara.
böyle yani

ayrıca bugün resmen metrodaki turnikelerden geçerken biri girdi bana
ve AĞH diye bir ses çıkardım
resmen tecavüz sahnesiydi
ama bozuntuya vermeden ordan derse yetişmek için uçmam
ve o ağrıyı es geçmem çok profesyonelceydi kabul et
etmezsen allahlessness

ya bi de forumdan dönerken yanımızdan geçen biri HIAAAĞĞĞ ORTADAKİ SELEEN'e benzer bi kaç kelime bağırdı öküz gibi
göremedim kim olduğunu çünkü gözlüklerim yoktu tanıyamıyorum
ama ha? diye kaldım bi çözmeye çalıştım o sesin ne dediği
valla zordu azizim

türkiyede her üç terziden biri kendi söküğünü dikemiyor videosunu da seyredin
her seferinde işiyorum izlerken felan.

reenk.

20.2.10

dün gece içtikten sonra yaptıklarımın rezillik duygusunu sabah çok acı bi şekilde yaşamam tabi hiç hoş olmadı.
ve ilk defa o derece sarhoş olduğumu biliyorum ben, hani eğlencesi iyi hoş tamam çok güzel de, telefondan filan uzak tutsunlar beni bi daha.
ama en güldüğüm şey, aslı uyurken kusmuş ve hatırlamıyo. sabah kalktığında anlamamış onların nerden geldiğini.
şoku düşünsene öyle bi anda.

bi de gözlüğüm kırılmış, sanki 10 kuruş kaybetmiş gibi önemsemedim.
niye bilmiyorum eskiden olsa ev yanmış gibi tepki verirdim.

"akşamdan kalma"lık durum hala devam ettiği için sanırım gidip deli gibi uyicam.
yarın da saçımı boyatıcam filan.
böyle yani.

doğum günüme yakın zamanlarda da çok duygusal oluyorum,
mesela salı günü insanlar kutlicak filan ya hemen ağlayasım geliyo,
ezgi kargoyla bişey yollamış,
50li menapozlular gibi hissettim kendimi gülüyoken böyle ağlamaya başladım bi anda filan.

sonra da oturup cem yılmaz izledim,
oh dedim.

17.2.10

meraba
sonunda izmir'e dönebildim, hem de pazar günü.
fakat yurtta yine bi internet kriziyle karşı karşıya olduğum için, ancak yazabiliyorum.
son 5 günde, hayatımın bir bölümü garip bi şekilde değişti.
hiç olmayacağını artık oranlarla hesaplayıp, oturup bir karara bağladığım şeyler bir anda nasıl tersine dönebildi,
sorsan söyleyemem
anlat desen nerden başlarım bilemem

ama şu kadarını bilebilirsin,
son zamanlarda hayatımda olsa ben onu mutlu ederim dediğim adam
artık hayatımda
ve o da beni mutlu edecek gibi duruyo.

en güzel şubat hediyesi oldu.

haftaya 23.nde doğum günümü kutlicam ama,
herkes yanımda olsun istiyorum.
hepimiz böyle eğlenelim, unutamayalım istiyorum.
herkese sarılmak,
sonra bırakamamak istiyorum.

çünkü 20. yıl garip ve önemli.
çünkü en güzel doğum günümü de bundan 10 sene önce kutlamıştım.
her 10 senede bir olsun istiyorum.
her 10 senede bir yapmak.

bir de son birkaç gündür, insanların aslında ne kadar ortak bi yapısı olduğunu farkediyorum.
hani utanmasa amerika'daki john benim kardeşim çıkacak.
nasıl bi sistemi var bilemiyorum tabi dünyanın ama,
sen onu mutlu ettiğin sürece,
seni mutlu etmeye gönüllü gibi duruyo.
ya da bu tamamen benim optimistliğimden.

özlediklerim giderek çoğalıyo,
ama bu yine de beni mutlu ediyo.

ve ben artık ismail yk'ya saygı duyuyorum.

12.2.10

- zayıflıktan kopucak arkadaşlarım "kilo aldım yaa hufff" cümlesine başladıkları anda pınaaarrbaşşşı burmaa burmaaa yaaaryaaaryaaaryaaaryaaar yar ammmaaann diye bağırarak seslerinin duyulmamasını istiyorum.

-anaokulunda saat dokuzu beş geçe atam dolma bahçe'de satırlarıyla başlayan şiiri, büyük bi şevkle saat dokuzu beş geçe, atam bommmbabah çede diye biliyodum. ilkokula gelince doğrusunu öğrenebildim.

-yıllarca mustafa sandal'ın aya benzer yüreğim doğal olarak takipteyim şarkısını, aya benzeeeer yüreğim e doğal olarak da ibneyim diye söyledim. halbuki bana çok mantıklı gelmişti.

-ilkokuldayken sınıfta kaldım cümlesini duyduğumda, artık bir sene okulda yaşamaya mahkum insanlar olduğunu düşünüyodum.

-küçükken evimizin merdivenlerinden çıkarken hep tam arkamda kırmızı vücutlu biri var diye korkardım, dönüp dönüp arkama bakar, hatta arka arka çıkar, ama bu sefer yine arkamda olduğunu düşünür hızlı hızlı çıkmaya çalışırdım.

-dünyayı allahın karnındaki bebek zannederdim.

hadi.

10.2.10

merhaba
ben bu son günlerde facebook'umda sağ altta kırmızı yanmasını özledim.

özlediğim şeyler bu kadar basit değil.

ben dün birşey farkettim
30 dakika ortalama 62 seneyi bir çırpıda alt edebiliyomuş.
nasıl diye sorma,
öğrenmeni istemem.
sen de kırılsan, kime yarar?

ben koştuğum için mi kaçar?
yoksa o kaçtığı için mi ben koşarım?
ayrıca bunun konumuzla ne ilgisi var?

insanlar bir çırpıda tek birşeyi silerken büyük gözlerle izlerdim
şimdi izlediğim karenin içindeyim
üzerlerine yeni şeyler çizmek nasıl bir his azıcık farkındayım
öğrenmeni istemiyorum nasıl diye,
kırılmanı istemem.

ama ben yine de kırılıyorum,
çünkü tek bir küçük,
ama gerçekten çok çok küçük bi seçim,
senin değerini bu kadar belli etmemeli.
etmesin, kırılmasın bi insan.
ikisi gelsin ve gitmesin.

ben ne istiyorum öğrenmek isteme.
kırılmanı istemem.
ama ipucu verebilirim,
30 dakika 62 seneyi bi çırpıda yenmesin istiyorum.

ama bunun seninle ne ilgisi var?